Sherlock Holmes İle Tanışmam


Sizden Gelenler bölümümüzü artık bilmeyen kalmamıştır diye tahmin ediyoruz. Ester Vanunu isimli arkadaşımız uğraşıp bizim için bir paylaşım hazırlamış, kendisine çok teşekkür ediyoruz. Bakalım bu paylaşım nasılmış:



Sherlock Holmes ile tanışmam lise yıllarında oldu. Bu ismi ilk kez Cnbc-e de yayınlanan baş rolünü Benedict Cumberbatch’in oynadığı Sherlock (BBC) dizinin fragmanıyla duydum. ( hani şu malum sahne, Sherlock havalı bir şekilde adını, gözüne kestirdiği dairenin adresini söyler ve göz kırpar. ) Bu fragman hafızamda yer etti etmesine ama izleme girişiminde bulunmadım açıkçası. Daha sonraları bir arkadaşım Robert Downey Jr. ın başrolünü oynadığı “Sherlock Holmes” filmini açtı. Olayın içine büyü dahil olana kadar merakla izledim ama büyü devreye girdiğinde büyük bir önyargıyla filmi kapattım. Çünkü mükemmel bir şekilde zekice başlayan bir senaryonun sonunda büyüye bağlanıp batırılacağını düşünüyordum ( ki o zamanlar Sherlock Holmes'ün hikayelerinden ve çalışma şeklinden haberdar değildim) Daha sonra nasıl olduysa filmi tamamlama kararı aldım ve tam yedi defa elimde olmayan nedenlerle filmi yarıda bıraktım , filmi sonuna kadar izlemeyi başardığımda ise resmen ağzım açık kaldı. Çünkü; ne hikaye klişeydi nede dedektifin yöntemi. Daha sonra BBC yapımı mini diziye başladım ve ondanda en az filminden olduğu kadar keyif aldım. Ardından romanlar , hikayeler derken kendimi bambaşka bir dünyada ve mükemmel insanın tanımlarını baştan yaparken buldum.

Peki Sherlock Holmes'ü bu kadar özel kılan neydi..? Zekası mı, görüntüsü mü, karakteri mi ? Aslında bir bütün halinde hepsi. Öncelikle görüntüsünden bahsetmek gerekirse Sherlock Holmes'ü benim gibi filmlerinden ve dizilerinden tanıyanlar, kitapları okumaya başladıklarında muhtemelen hayal kırıklığına uğrayacaklardır, zira Sherlock Holmes aslında yakışıklı yada karşı cinsin ilgisini çekecek görüntüde biri değildir. Doyle onu kitaplarda uzun boylu , zayıf ve gagayı andıran burna sahip biri olarak betimlemiştir fakat Doyle’ın yazılarına illüstrasyonlar eklendiğinde Sidney Paget, Sherlock Holmes ü deyim yerindeyse biraz daha toparlamış ve bu Conan Doyle’ında onayını almıştır. (Bugün Sherlock Holmes diyince akla gelen avcı şapkası da yine Paget in çizimlerinin sonucudur.)

Gelelim zekasına. Zekanın ölçülebilir bir şey olup olmadığı konusu benim için hala muallakta olmakla beraber Sherlock’un zekası tartışılmazdır. Bunun nedeniyse zekasını aktif bir şekilde eyleme geçirmesi ve somut sonuçlar elde etmesidir. Bugün yöntemlerinin ne derece uygulanabilir olduğu hem bilim çevrelerinde hem de Sherlock Holmes hayranları arasında tartışılmaktadır. Bense Sherlock derecesinde bir gözlem yeteneğini ütopik bulmakla beraber , yinede bu yöntem sayesinde hiç tanımadığımız insanlar hakkında bile ciddi fikirler edinebileceğimiz kanısındayım. Bunun için gerekli olansa tabi ki bol bol gözlem ve pratik yapmak…

Gelelim karakterine…Bu konuda da Sherlock Holmes popülerite ve uyarlamalara bir miktar kurban gitmiştir diyebiliriz. ( tabi bu durumdan şikayetçi olduğum söylenemez.) Her ne kadar farklı da olsa Sherlock bugün pek çok yapımda yansıtıldığı gibi , az gülen , ciddi ve insandan çok robot özellikleri sergileyen biri değildir. Sherlock Holmes hikayeleri ele alındığında ciddi ve umursamaz olarak betimlenmesinden çok daha fazla neşeli hatta gülerken betimlenmiştir. Bu ciddi Sherlock Holmes algısının altında yine Paget in çizimleri yatmaktadır diyebiliriz…

Tabi ki Sherlock Holmes'ü hiç bilmeyen birinin onu bu yazıyla tanıması yada anlaması mümkün değildir ve onunla henüz tanışmamış yahut yeni tanışacak olanlara tavsiyem , öncelikle sırasıyla Sir Arthur Conan Doyle ın kitaplarını okuması ardından Robert Downey Jr.'ın baş rolünü oynadığı Sherlock Holmes filmini ve BBC yapımı mini diziyi izlemesi , daha sonraki etapta dilerse diğer yapımlar yahut yazarlarla ilgilenmesidir…

SHERLOCK HOLMES ve JOHN H. WATSON DOSTLUĞU

Tanışmaları , ev arkadaşı olmaları ve Sherlock Holmes'ün farklı karakteri ele alındığında arkadaşlık kurmaları hem çok ani hemde bir bakıma mucizedir… Türkçeye; Kızıl Dosya, Kızıl Ölüm, Kızıl Soruşturma gibi farklı isimlerle kazandırılmış ilk Sherlock Holmes romanını şöyle bir hatırlayacak olursak tanışmaları aşağı yukarı BBC'nin günümüz uyarlamasındaki gibi olmuştur. Asıl olaysa evde geçen ilk günün sabahı patlak verir ve Watson gazetede çıkarım yapma bilimi üzerine okuduğu bir yazıda , yazarın iddialarını fazla abartılı bulmuş ve hem dayanamayarak hemde her açıdan merak ettiği arkadaşını konuşturmak adına tepkisini yükses sesle dile getirir ve yazarın tam anlamıyla kendini beğenmiş ve yeteneklerini abartmış olduğunu söyler ( yani aşağı yukarı böyle söyler ). Hatta işi daha ileri götürerek yazarla çıkarım yapma konusunda yazdığı derecede iyi olmadığına dair iddiaya girebileceğini söyler…Holmes ise gayet sakin “paranızı kaybederdiniz dostum” der. Zira yazı Sherlock Holmes'e aittir ve Watson'da onu tanıdıkça aslında yazdıklarının az bile olduğu konusunda biz hayranlarla hemfikir olacaktır…

Dostlukları pek çok hikayede adeta “platonik” tir, yada pek çok kişiye bu izlenimi verir. Watson Sherlock Holmes'e benzeri az görülebilecek bir sadakate sahiptir. Öyleki aralarındaki bu bağ günümüz yapımlarında sıklıkla eşcinsel göndermelerine maruz kalır. Fakat durum bundan fazlasıdır. Fedakarlık yapan , hayatını , mesleğini geri plana atan çoğunlukla Watson'dır ama Holmes duygularını kolay dışarı vuramayan biri olmasına karşın , detayda bu dostluğun karşılıklı olduğunun sinyallerini verir…Hatta bir hikayesinde ( ismini şuan hatırlamıyorum ) Watson'a verdiği değeri kafalarda soru işareti bırakmayacak netlikte ifade eder…Olay aşağı yukarı şöledir; Sherlock ve Watson ellerinde silahlarla suçlu olduğundan emin oldukları bir adamın ofisine girerler fakat rakipleride silahlıdır ve kapının açılmasıyla bir el ateş edip Watson'ı yaralar. Holmes ise adamı etkisiz hale getirir getirmez Watson ın üzerine eğilir ve “ Lütfen sadece bir sıyrık olduğunu söyle , önemli bir şey değil de” der. Neyseki Watson'ın yarası ciddi değildir ve Holmes'de endişelenecek bir şey olmadığından emin olunca , etkisiz hale getirdiği adama dönerek şöyle söyler; “ Tanrı şahidim ya , Watson a bir şey olsaydı , sen de bu odadan sağ çıkamazdın…!” Holmes'ün o anki ruh hali Watson'ın kalemine şöyle yansır ; “ Holmes'ü ilk kez bu kadar endişeli görmüştüm , Üzerime titreyişi , benden iyi olduğumu söylememi beklemesi , işte o kısacık an o güne kadar Holmes e beslediğim sadakatin karşılığıydı. Öyleki bu binlerce yaraya değerdi…”( Hatırlarsanız Robert Downey Jr.'ın oynadığı ilk Sherlock Holmes filminde Watson yaralandıktan sonra Holmes, doktor kılığında başında bekler ve O’nu tanıyan Mary, üzüntüsünü görünce “yaralara değeceğini söylerdi” der. Muhtemelen bu hikayenin filme yansıması da budur.) Aralarındaki dostluk öyle derindir ki , Watson ın evliliği bile bu dostluğu en ufak sekteye uğratmamıştır. Ve ne kadar zeki yada mükemmel olursa olsun Watson sız bir Holmes ü düşünmek pek mümkün değildir ;)

Son olarak sitemizin kapak fotoğrafını tasarladığı için Nazlı Börkü isimli arkadaşımıza çok çok teşekkür ediyoruz.

 Sitemizle ilgili herhangi bir sorunuz, düşünceniz veya öneriniz varsa buraya tıklayarak bize ulaşabilirsiniz.

Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayınız.

Twitter: @cikarimyapalim

Facebook: cikarimyapalim


İnstagram: cikarimyapalim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder