Çıkarım Örneği 3


Ertuğrul Keyvan isimli arkadaşımız bizlere katkıda bulunabilmek amacıyla kurgusal bir çıkarım örneği yazmış. Kendisine uğraşıp, emek verdiği için teşekkür ediyoruz. Bakalım arkadaşımızın yazısı nasılmış:

Yağmurlu bir pazartesi günüydü. Böyle havalar çok hoşuma gider. Çünkü çoğu kez bana polisiye filmlerini andırır. Daha doğrusu çekimleri sırasında da hava hep kapalı olduğu için aklıma ilk Sherlock'u getirir. Neyse işte dışarı çıktım. İçimde çıkarım yapma isteği oluşmuştu. Bunun için en uygun yerlerden birisi bence otobüs. Çünkü otobüste her çeşit insana rastlanılabilir. Bende okula gitmek için otobüse bindim. Çıkarım yapma hevesiyle şöyle bir etrafıma göz gezdirdim.

Sonra gözüme bir adam kestirdim. Adamın yanında küçük bir kız çocuğu vardı. Muhtemelen kendi kızıydı. Saç kesimi düzgündü. Takım elbise giymişti. Devlet memuru olabilirdi. Otobüse binerken parmağında yüzük vardı. Ancak sonradan yüzüğü çıkardı. Önce çapkınlık meselesi olduğunu düşündüm. Ama bir müddet sonra adam yüzüğe uzun uzun (ve birazda sinirli bir şekilde) bakıp tekrar parmağına taktı. Ardından anladım ki karısıyla tartışmıştı. Hatta belkide tartışma o kadar büyüdü ki adam bir ara boşanmayı bile düşündü fakat sonradan vazgeçti.

Adamın gömleğindeki kat izlerini farkettim. Uzun zamandır ütülenmemişe benziyordu. Hangi devlet memuru Pazartesi günü yani haftanın ilk iş gününde kırışmış bir elbiseyle işe gider? Üstelik kravatı da tam olarak düzgün bir şekilde bağlanmamıştı. Yani adam kendi kravatını kendi bağlamış. Bu da demek oluyor ki karısıyla yaptıkları tartışma çok çok büyükmüş. Peki bu denli kargaşaya sebep olacak durum ne olabilir diye düşünmeye başlamışken adam kıza: "Seni bugün Seda'ya bırakayım mı?" dedi. Yüzündeki sinirli ifadenin yerini gülümseme almıştı. Bu sorunun ardından kız bir an heyecanlandı fakat sonradan üzgün bir ses tonuyla: "Bu durum annemin pek hoşuna gitmeyebilir." dedi. Adam ise: "Olsun ben onunla konuşurum." diye cevap verdi.

Şimdi anladım ki adamın hayatında başka bir kadın vardı. Eşide bu durumdan oldukça rahatsızdı. Tüm olay böyleyken bende çıkarımlarımın doğru olmasının verdiği huzur ve hevesle pratik yapmaya devam ettim.
Sonra pratik yapa yapa okula gelmiştim. Sınıfa girdiğimde kankam sınıfa yeni biri geldiğini söyledi. Kendi kendime, "Herhalde bugün şanslı günümdeyim." dedim. Bir pratik imkanı daha doğmuştu. Nerede olduğunu sordum. "Gelir gelmez Mehmet'le samimi olmaya başladı. Şimdide ikisi bahçede oturuyor. Ama çocuk biraz tuhaf." diye cevap verdi. "Neyi tuhaf?" diye bir soru daha yöneltince "Tanışınca anlarsın." dedi.

Bahçeye çıktım. Kankamın da dediği gibi bahçede Mehmet'le koyu bir sohbete dalmış gibi
gözüküyorlardı. Yanlarına gittim. Hoşgeldin faslını geçince adını sordum. "Tekin" diye cevap verdi. Ardından Mehmet'le konuşmalarını dinledim sessizce. Çocuk babasının yurt dışında çalıştığından, her ay kendisine yüklü miktarda para gönderdiğinden, zenginlikten falan bahsediyordu. Ama bazen o kadar uçuk şeyler söylüyordu ki arada da inandırıcı şeyler söylemese yalanı ortaya çıkardı. İşte çocuk bunları anlattıkça Mehmet'in yüzünde yavaş yavaş  şaşkınlık ifadesi beliriyordu. Bense sadece gülümsüyordum. Mehmet'te sonradan "Niye gülümsüyorsun?" dercesine bana baktı. Bende benimle gelmesini istercesine bir bakışla karşılık verdim. Ayağa kalktık. Biraz yürüdük.

Ardından Mehmet, "Ne oldu? Yine ne gördün dedektif?" diye sordu. Açıkcası bana böyle hitap etmesi hoşuma gitmişti. Bende," Çocukta neye dikkat ettin?" diye sordum. "Sadece ellerinin biraz yıprandığına, birde ayakkabılarının dikkat çekecek bazı yerlerinin biraz yırtık olduğuna ve son olarakta ayakkabılarının durumuna rağmen elbiselerinin daha iyi olduğuna dikkat ettim." diye cevap verdi. Beğenircesine gülümseyerek kafamı salladım."İşte bu dikkat ettiklerinden bile anlam çıkarsaydın, o çocukla pek samimi olmak istemezdin. Mesela çocuğun ellerinin yıprandığını söyledin. Zengin birinin ellerine bakım yapmaması oldukça mantıksız değil midir sence de? Ayakkabılarının bazı yerlerinin yırtık olmasına ve buna rağmen kıyafetinin iyi olmasına gelince, bunu söylemek biraz üzücü ama çocuğun muhtemelen bir abisi var ve biraz daha dikkat edersen kıyafetler çocuğa biraz büyük gelmiş. Bu da demek oluyor ki üstündekiler abisinin. Üzücü olan yanı şu ki abisi muhtemelen onu dövüyor. Bu çıkarımın kanıtı da kaşında dikkat etmedikçe belli olmayan fakat yeni kapanmış bir yara izi var. Gözlerinin altı da sürekli ağlamaktan şişmiş. Yani çocuk ağlayan, duygusal bi tip. Manipülasyona da açık bir hali var demek ki. Neyse sohbetinizi de dinleyince çocuk sürekli babasından, babasının işinden, kendi hayatından ve nadiren annesinden bahsediyordu. Fakat hiç abisinden bahsettiğini duymadım. Bu da demek oluyor ki abisini sevmiyor veya araları iyi değil.

Saçlarının temizliğine dikkat ettiğimde ise o kadar da temiz olmadığını ve biraz yağlandığını gördüm. Buna rağmen saçı güzel taranmıştı. Yani dışarıya yansıyan görüntüsüne oldukça önem veriyordu. Son olarak ayakkabılarıyla ellerinin yıpranmasını da göz önünde bulundurunca anladım ki bir işte çalışıyor. Ve bu iş oldukça yorucu ve zor bir iş.

İşte tüm bunları görünce o çocuk hakkındaki çıkarımım şu oldu: 'Gösteriş yapmaya çalışan, fakir ve yalancının biri.' "

Mehmet karşımda tıpkı Tekin'in karşısında olduğu gibi şaşkın bir vaziyette bana bakıyordu. Sonra silkinerek kendine geldi. "Sen bu çocukla önceden tanışıyordun galiba?" dedi gülerek. Bende gülümseyerek buna hayır anlamında kafamı salladım. Ardından "Her şeyi anladım da abisini konusunda hala kararsızım. Ha bir de niçin böyle yalanlar söyledi?" Dedi. Bende,"İkinci sorunun cevabını benden, ilk sorunun cevabını ise ikimizde Tekin'den öğreneceğiz." Dedim. "Bütün bu yalanları söylemesi aslında biraz da normal. Çünkü hayatından bir çeşit utangaçlık duyuyor. Durumunu çevresine pek belli etmemeye çalışıyor. Hal böyleyken de çoğu kişi gibi çareyi yalan söylemekte buluyor. Şimdi de haydi pek tekin olmayan Tekin'in yanına gidelim." dedim gülerek.
Çocuğun yanına yaklaştığımızda Mehmet'ten daha hızlı bir şekilde hafif koşarak hızlıca çocuğun yanına geldim. Sanki sinirliymiş gibi "Abini neden sevmiyorsun?" dedim hafif yüksek ama sadece üçümüzün duyabileceği bir ses tonuyla. Çocuk bir anda heyecanlandı ve gözleri doldu. "Sürekli beni dövüyor." dedi. "Sevmiyorum onu. Onun gibi abi olacağına.." dedi ve sonra biraz durakladı. Bende sırtını sıvazladım. Ah şu manipülasyonlar.. Çoğu kez yardımcı olmuştur bana tıpkı bu olaydaki gibi. Ardından çocuğa,"İstersen anlatmaya bilirsin ama bize olanları gerçek haliyle anlatırsan inan çok rahatlarsın. Mehmet de bende gerçek bir sırdaşız." dedim. Manipülasyonla iyice savunmasız hale gelince herşeyi anlatmaya başladı. Herşey de tıpkı benim anlattığım gibiydi. Çocuk anlattıkça Mehmet bana bakarak gülümsüyordu. İşte o an kendimi gerçekten dedektif gibi hissetmeye başlamıştım ki günün ilk ders başlama saati çaldı. Sınıfa girdiğimde hocanın elinde yazılı kağıtları vardı. İçimden "İnsana bi dedektiflik hevesi bile yaşatmıyosunuz yav." Dedim.

(Bu yazı tamamen kurgudur. Gerçek hayatta yaşanmamıştır. Ancak gerçeklik payı %100 vardır.)

cikarimyapmabilimi.com ekibine katılıp bizden biri olmak ve yazılarınızı sitede yayınlamak ister misiniz ? Buraya tıklayarak ayrıntıları öğrenebilirsiniz.

 Sitemizle ilgili herhangi bir sorunuz, düşünceniz veya öneriniz varsa buraya tıklayarak bize ulaşabilirsiniz.

Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayınız.

Twitter: @cikarimyapalim

Facebook: cikarimyapalim

6 yorum:

  1. Ertuğrul çok güzel örneklerle açıklamışsın

    YanıtlaSil
  2. Yanıtlar
    1. "İnsana bir dedektiflik hissi bile yaşatmıyorsunuz yav"da koptum :D Ama cidden öyle :'( neyseki çıkarım yapmak bazen yazılılarda da işime yarıyor :)

      Sil