Moriarty ve Benzerleri


Bir suç dehası olmasının yanı sıra Moriarty matematik dünyasının önde gelen isimlerindendir. “Olağanüstü bir kariyere sahip.” der Holmes. “Yirmi bir yaşında ikiterimli teoreme dair bilimsel bir inceleme yazmış ve Avrupa’da ünlenmiş. Bunun sayesinde İngiltere’nin küçük üniversitelerinden birinde Matematik Kürsüsü kazanmış ve görünüşe göre önünde son derece parlak bir kariyer varmış.”Tabi ki profesör’ün kötülüğe olan eğilimi toplumun üretken bir bireyi haline gelmesini engeller ve parlak kariyeri, Londra yer altı suç dünyasındaki girişimlerini finanse eden bir ek iş halini alır.



Adam Worth ve Jonathan Wild, birçok yönden Moriarty’ye benzese de ikiside matematikçi değildir. Bu da kimi “Holmes bilimcileri” Moriarty’nin gerçek rol modelini daha başka kişilerde aramaya itmektedir. Bazıları Moriarty’nin, Amerika’nın iç savaştan yıllar sonra başı çeken bilimcisi astronom Simon Newcomb’a benzediğini ileri sürer. Gök cisimleri hakkında çığır açan araştırmalarının yanı sıra ekonomi, istatistik gibi bilim dallarına dair bilimsel kitaplar ve hatta bir bilim-kurgu romanı yazmış olan Newcom nahoş bir kişisel itibara sahip, açık sözlü, çok zeki ve çok bilgili bir adamdır. Çağdaş bir bilimci onu “sevilmesinden çok korkulan, dinamik ve göz korkutucu bir kişilik” olarak tanımlamıştır.


Holmes, Moriarty’den, “bilimsel basındaki hiç kimsenin eleştiremeyeceği kadar saf matematiğin ince detaylarına inen –Bir Göktaşının Dinamikleri– adlı kitabın ünlü yazarı” olarak bahseder. Moriarty gibi, Alman matematikçi Carl Freidrich Gauss da bir göktaşının dinamikleriyle ilgili kendisine profesörlük unvanı kazandıran bir bilimsel yazı yazmıştır.

İsmi geçen diğer adaylar arasında modern bilgisayar algoritmalarının temelini oluşturan bir cebir sisteminin kâşifi George Boole (1815–1864) ile eğitimi olmamasına rağmen ikiteimli teorem üzerine Holmes’ün Moriarty için söylediği gibi “bilimsel basındaki hiç kimsenin eleştiremeyeceği” çalışmalar yapan Hintli matematik dehası Srinivasa Ramanujan (1887–1920) de vardır.



ADAM WORTH


“Son Vaka” hikayesinde Holmes, Moriarty için “Suçun Napolyonu” demiştir. Bu, Scotland Yard’da çalışan gerçek bir dedektifin, Robert Anderson’ın Adam Worth’a taktığı lakaptır.


Alman kökenli Worth’un ailesi o beş yaşındayken Massachusetts’e taşınmıştır. 1860 yılında Amerika’da iç savaş patlak verir ve on yedisindeki Worth yaşını büyük göstererek Kuzey Ordusu’na katılır. İki yıl sonra Bull Run İkinci Muharebesi’nde yaralanır ancak listede ölü olaak görünmektedir. Worth yapılan bu hatayı kendi lehine kullanarak sahte kimliklerle çeşitli suçlar işlemeye başlar. Kısa sürede New York’ta kapkaççılardan ve hırsızlardan oluşan bir çete kurar. Yakalanıp üç yıla mahkum edildiği Sing Sing hapishanesinden birkaç hafta içinde kaçmayı başarır ve banka soygunları düzenlemeye başlar. 1869 yılında ünlü kasa hırsızı Charley Bullard’ın kaçmasına yardım etmek için gizlice hapishaneye girer. Worth, Bullard ile birlik olup bir yeraltı tüneli vasıtasıyla müthiş bir banka soygununa imza atar. (Conan Doyle’un “Kızıl Saçlılar Kulübü”nde yazdığı tünel vasıtasıyla yapılan banka soygunu girişimini buradan esinlenmiş olabilir.) Polisin sıcak takibindeki ikili suç girişimlerini Avrupa’ya taşımaya karar verir.


Liverpool’da rehin dükkanını soyarlar; Paris’te, aslında kumarhane olan bir bar işletirler (kumar masaları, polis baskınında katlanıp zeminin içine saklanacak şekilde tasarlanmıştır); Güney Afrika’dan çalıntı elmasları alıp satarlar ve Londra’da büyük bir suç örgütü kurarlar. Moriarty gibi Worth de hırsızlıkların çok azına bizzat katılmaktadır ve onun için çalışan çoğu kişi onun adını bile bilmemektedir. Sonunda Worth bir hata yapıp 1892’de yakalanır ancak polis onun karıştığı yalnızca bir soygunu kanıt olarak gösterebilmiştir, o da yakalanıp yedi yıla mahkum edildiği ve 1897’de iyi halden salıverildiği hırsızlık olayıdır. Hayat hikayesini eski düşmanı Pinkerton Dedektif Ajansı’ndan bir dedektife anlattıktan sonra Londra’ya yerleşip hayatının kalanını çocuklarıyla rahat bir şekilde geçirmiştir.


Holmes’ün “Suçun Napolyonu” göndermesinin yanısıra Conan Doyle’ın Moriarty’yi Adam Worth’ten esinlenerek yarattığına dair bir başka ipucu daha vardır. Worth, Londra’daki Agnew & Sons galerisinden Thomas Gainsborough’a ait değerli bir tabloyu bizzat çaldığını itiraf etmiştir. Bunu tabloyu satmak için değil, beğendiği için yapmıştır. Gainsborough’un resmettiği Devonshire Düşesi Georgiana Cavendish portresi yıllarca Worth’un evini süslemiştir. Koku Vadisi’nde de Holmes, Moriarty’nin “La Jeune Fille a I’Agneau” tablosuna sahip olduğunu fark eder; Worth’un Gainsborough tablosunu çaldığı galerinin ismine dair zekice bir kelime oyunu...


JONATHAN WİLD


Korku Vadisi’nde Holmes bizzat Moriarty’yi Jonathan Wild ile karşılaştırır. “O usta bir suçluydu, zekasını ve örgütünü yüzde on beş komisyona sattığı suç dünyasının gizli gücüydü.”


Wild, İngiltere’nin kırsal kesiminde fakir ama saygın bir ailede dünyaya gelmiştir ancak yirmili yaşlarında Londra’nın büyüyen yer altı suç dünyasının bir parçası olan fahişelerle ve hırsızlarla arkadaşlık etmeye başlar. İngiliz tarihinin en başarılı ve en ünlü suçlarından bizzat sorumludur. Şehrin en güçlü (ve yozlaşmış) polis memurlarının yardımcısı olan Wild, çaldıkları her şeyi el altından ona veren bir hırsızlık çetesinin elebaşıdır. Hırsızlık kurbanları yardım için polise başvurduğunda Wild çalıntı eşyaları bir şekilde geri aldığını söyleyerek bir ödül karşılığında eşyaları sahiplerine iade etmektedir. Eğer hırsızlarından biri ona karşı gelirse hemen tutuklatır. (ve bunun karşılığında ödül alır) Böylece dehası sayesinde Londra suç dünyasının kontrolünü elinde tutarken bir yandan da onunla savaştığı için övgülere layık görülür.

Aynı şekilde Holmes, Moriarty’nin çetesini de “her daim yasaların karşısında duran ve kalkanını suçluların üzerine geren derin bir örgüt gücü” olarak betimler. Holmes’ün Moriarty’nin kendisi için söyledikleri ise Wild için de geçerlidir:


“Kendisi pek fazla bir şey yapmıyor, yalnızca planlıyor ancak sayısız ve muhteşem organize olmuş ajanları var.”

Bununla birlikte Moriarty, Reichenbach Şelaleleri’nin dibinde ölümle kucaklaşmıştır, Wild’in ölümü ise daha aşağılayıcıdır. Bulunamayacağından ya da yargılanamayacağından o kadar emindir ki bir asa taşımaya ve kendine “Hırsız Toplayıcı General” diye hitap etmeye başlamıştır. Bu kibirli tavrı ve giderek daha da gözler önüne serilen kişiliği felaketini hızlandırmıştır ve sonunda Wild yakalanıp 1725 yılında büyük bir kalabalığın önünde asılmıştır. Onu belki de Moriarty için bir kalıp olarak kullanan Arthur Conan Doyle’dan önce bile birçok yazara esin kaynağı olmuştur.

Wild’in idamına tanık olan Daniel Dafoe onun hakkında gazete makaleleri yazmıştır ve 1743 yılında Henry Fielding de “The Life and Death of Jonathan Wild, the Great” adında alaycı bir roman kaleme almıştır.

 Sitemizle ilgili herhangi bir sorunuz, düşünceniz veya öneriniz varsa buraya tıklayarak bize ulaşabilirsiniz.


Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayınız.

Twitter: @cikarimyapalim

Facebook: cikarimyapalim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder