John Watson'ın Özel Bloğu


Sherlock dizisini izleyen arkadaşlar John'un bloğunu bilirler. Blog İngilizce olduğu için, bloğu merak edip, okuyamayan arkadaşlar için biz çevirdik. Sitemizin en uzun olduğu gibi en çok zahmet gerektiren paylaşımı bu. Umarım beğenirsiniz, okuduktan sonra paylaşmayı unutmayın. Bakalım blog nasılmış:


1-  Garip Tanışma (29 Ocak)

-Bunu nasıl yazmaya karar verdim bilmiyorum. Bir yazar değilim. Ella, bir blog yazmamın bana yardımcı olacağını düşünüyor ama yararı yok. Çünkü bana hiç birşey olmaz. Ama bugün oldu, bir şey yaşadım.

-Parkta yürüyordum ve Mike Stamford ile karşılaştım. Öğrencilik zamanlarımdan bir dostumdur. Birlikte bir kahve içtik ve ona taşınmak istediğimden ama benimle yaşayacak kimse bulamadığımdan bahsettim. Benzer durumda olan birini tanıyormuş. Ve böylece birlikte Barts Hastanesi'ne gittik ve bizi tanıştırdı.

-Aslında, yapmadı. Bizi tanıştırmadı. Çünkü o adam kim olduğumu zaten biliyordu. Bir şekilde hakkımda her şeyi biliyordu. Afganistan'da bulunduğumu ve kaza geçirdiğimi biliyordu. Yaramın psikolojik olduğunu söyledi. Bu tam olarak doğru değildi belki ama orada bulunduğumu bilmişti değil mi? Ve ben bunların nasıl olduğunu düşünerek Mike'a bakış attığımda ona benden hiç bahsetmediğini söyledi. Ben ise sadece ismini ve yarın buluşacağımız yerin adresini biliyordum. ''Sherlock Holmes, 221B Baker Caddesi.''

-Google'da onun hakkında araştırma yaptım. Bir web sitesi vardı. ''The Science of Deduction.'' Bu çok... çılgıncaydı. O çılgın olmalıydı. Kesinlikle kibirli ve kaba biriydi. 12 yaşında bir çocuğun ruhuna sahip gibiydi ayrıca. Her şey oldukça tuhaftı.

-Yarın birlikte bir daireye bakacaktık. Ben ve çılgın adam. Ben ve Sherlock Holmes.


2- Yeni Ev Arkadaşım (31 Ocak)

- Evet, dün gece daireye bakmaya gittim. Aslında hoş bir yerdi. Biraz dağınıktı çünkü Sherlock çoktan daireye taşınmıştı. Oldukça fazla eşyası vardı. Bir ton ıvır zıvır... Ama buraya taşınmak hoş olacaktı. Değişiklik iyidir değil mi?

- Ve deli adam nasıl mıydı? O büyüleyici, kibirli, otoriter ve kendini beğenmiş. Güvenli biri değil, bu kadarını biliyorum. Sıkılmayacaktım ve belki de doğalgaz faturasını kimin ödeyeceği ya da televizyonda hangi programı izleyeceğimiz hakkında kavga edecektik. Ve evet, tekrar söylüyorum o kesinlikle deli. Ama, birkaç güzel restaurant biliyor. Bu yüzden o kadar da kötü olamaz.

- Evet, daireye şöyle bir baktık ve ev sahibi bayanla ayak üstü sohbet ettik. Bu sırada daireye bir polis geldi ve Sherlock'un yardımını istedi. Deli adam polisin teklifini ne kadar ciddi şekilde kabul ettiğini ve ardından küçük bir çocuk gibi ordan oraya zıpladığını görmeliydiniz! Ona katılmamı istedi. Bu da neydi? Daha yeni tanışmıştık ama o benden yanında olmamı, yardım etmemi istedi, düşüncelerime ihtiyaç duyduğunu söyledi. Tam bir deliydi! Ama bende normal sayılmazdım. Kabul ettim! Sevincini yüzünden okuyabiliyordum. Bir taksiye atladık ve olay mahalline doğru yola koyulduk...


3- Pembe Dosya (7 Şubat)

- Bazı isimleri ve mekanları isim vermeden yazmalıyım. Hukuki durumlardan dolayı. Her neyse Sherlock Holmes ile aynı eve taşındığım akşama geri dönelim.

- Sherlok'la ilk tanıştığımda, bana hayat hikayemi söylemişti. Telefonuma, sakat bacağıma ve tenime bakarak birçok şeyi anlayabilmişti. Bu ona özel birşey olmalıydı. Saniyede herkesi ve herşeyi algılayabiliyordu. Bu rahatsız edici olmakla birlite oldukça şaşılacak bir durumdu.

- Örneğin bu sabah bana Başbakanın kim olduğunu sordu. Bu birşey değil. Daha Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü bilmiyor! Umurunda bile değil. Hala buna inanamıyorum. Birçok şeyde o tanıdığım en zeki adam ama bu beni korkutuyor...

- O gece olay mahalline gittiğimizde yine beni şaşırttı. Polis memuru bir bayan bizi karşıladı. Sherlock ondan pek hoşlanmıyordu, bu çok açıktı. Ona bir bakış attı ve işte! Gözlerinde ''artık seninle ilgili herşeyi biliyorum'' bakışı vardı. Bayan benim kim olduğumu, dışarıdan kimsenin buraya giremeyeceğini söylüyordu ki Sherlock beni meslektaşı olarak tanıttı. MESLEKTAŞ? Ben onun gibi deli değildim. Belki de öyleydim. Tanrı bilir. Memurun meraklı bakışları içinde içeri girdik. Ve işte ordaydı. Pespembe kadın. Yerde yatıyordu. Ben daha ne olduğunu çözemeden deli adam herşeyi sıralamıştı. Evliydi, eşini aldatıyordu (birden fazla kişiyle), büyük ihtimal gazeteciydi ve bir bavulu vardı... Bavul? Etrafta bavul gören olmamıştı ama deli adam bavul olduğundan çok emindi! Bavul, bavul, bavul... Bu şekilde bağırarak binayı terk etti. Ve ben, Doktor John Watson. İşte yine yalnızdım. Yeni ev arkadaşıma güvenip olay mahalline gelmiş ve bir cesedin yanında duruyordum...

- Sessizce dışarı çıktım. Memur bayan yanıma geldi ve bana gerçekten kim olduğumu sordu. Sherlock'un arkadaşı olamazmış. Heyy burdayım ya işte. Meslektaşı hiç olamazmış. Kimse onunla çalışacak kadar deli olamazmış vs. vs. Burdaydım ve onunla bi nevi meslektaştık. Sadece taksi durağını sorup oradan ayrıldım. Eve vardığımda işte, deli adam oradaydı. Bana masadaki numaraya mesaj atmamı istedi. Attım. Ve işte bavul. BAVUL! Gerçekten kadının bir bavulu vardı. Telefonun katilde olduğunu düşündüğü için numaraya mesaj atmıştık. Hadi ama! Kim katile mesaj atar ki! Buradan sonrası bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Mesaj attığımız numara bizi aradığında Sherlock artık emindi. Telefon hala katildeydi. Ben telefonun yerini araştırırken Sherlock çoktan katille yüz yüze gelmiş, hatta onun oyununa katılmıştı bile... Sherlock'u kurtarmalıydım. Sinyali takip ettim ve... Burası hakkında size bilgi veremem üzgünüm. Bu Sherlock'la benim aramda. Ve biraz... kanun dışı. Kendimden utanıyordum. Ne hala gelmiştim böyle?

- Olaylar fazla hızlı ve olağandışı geçmişti. Hepsini bloğuma yazmak delilik olur. Ve tabi siz hepsini bilmemelisiniz... Katil kim peki? sorulanızı duyar gibiyiz. Gibiyiz evet. Artık Sherlock'la bir nevi bir dostluğumuz var ve ne kadar inkar etsede bloğumu okuduğuna eminim. Evet Sherlock okuyorsun! Her neyse katil ölmek üzere olan bir taksici imiş. Ama önemli olan bu değil. Ona bu işi yaptıran kimdi? Taksici ölmeden önce bir isim söylemiş. Moriarty... Kimdi bu Moriarty? Sherlock ona 'danışman suçlu' diyordu. Anlatılacak daha çok şey var. Size tekrar yazacağım!


4- Kör Bankacı (28 Mart)

- Herşey Sherlock'la birlikte bankayı ziyaret etmemizle başladı. Eski okul arkadaşından bir telefon almıştık. Adam bir bankacıydı ve diğer bankacılardan pek bir farkı yoktu. Birileri ofislerine gizlice girmeyi başarmış ve duvara sprey boyalarla bir graffiti çizmişti. İlginç hiç bir şey yok diye düşünebilirsiniz. Bunu kimin yaptığını bırakın, kamera görüntülerinde kimse gözükmüyordu bile. Banka ofisleri Fort Knox gibiydi ama ortada hiç bir şey yoktu. Kimin yaptığına dair...

- Sherlock bankacılardan biriyle konuşmamız gerektiğini söyledi. Bankacının adını veremeyeceğim. Her neyse daireye gittik. Bazı uğraşlar sonucu kilitli ve kimsenin olmadığı daireye girdik. Tabi ki bu bizim düşüncemizdi. Ev sahibi evdeydi ve çoktan ölmüştü. Bir intihara benziyordu ama tabi ki değildi. Bankadaki graffiti bir işaretti. Bir uyarıydı. Bir ölüm tehdidiydi. Polis hala bunun bir intihar olduğunu düşünüyordu ve söylemeliyim ki, kapı kapalıydı ve adamın elinde bir silah vardı. Herşey bir intihara benziyordu.

- Ama Sherlock tabii ki dairede ki herşeyi incelemiş ve bankacının solak olduğunu anlamıştı. Silah ise adamın sağ elindeydi. Polis bunu nasıl göremediğini söylemişti. Ona üzülmüştüm çünkü Sherlock için bu tarz şeyler çocuk oyuncağıydı. 

- Bu bir intihar mı yoksa biri tarafından mı yapıldı diye tartışmalar sürerken bir cinayet daha gerçekleşti. Bir gazeteci. Kilitli bir odanın içinde bulunmuştu. Kapıyı kilitlerken kaçtığı kişiden kurtulduğunu, güvende olduğunu düşündüğü açıktı. Bu iki adam arasındaki ortak noktayı bulmak zorundaydık. Sherlock bu graffitilerin eski antik bir gizli kod olduğu üzerinde çalışıyordu. Ve biz de bunun üzerine onun bir arkadaşını görmeye gittik. Bence doğru terim 'suçlu' idi. Ben onu böyle isimlendiriyordum.

- Bu kısmı kısa tutmak gerekirse, bu buluşmanın sonunda kendimi polis karakolunda eski bir dergiyi okurken buldum. Beni saldılar ve Sherlock'la kısa bir tartışmanın ardından bir Çin pazar yerine gittik. Öylesine girdiğimiz bir mağazada etrafa bakarken mağazadaki antikaların üzerindeki işaretlerden birinin bankadakiyle aynı olduğunu fark ettik. Bunlar eski Çin sayılarıydı. Sherlock mağazanın üstündeki dairenin birkaç gündür boş olduğunu ama pencerenin açık olduğunu söyledi. Herşeyi biliyordu, bu çok sinir bozucuydu. Pencereye tırmandı ve daireye girdi. Ve tabi ki beni dışarda bıraktı. Ne kadar bağırsamda beni içeri almaya tenezzül bile etmedi. Dairede müzede çalışan bir bayan oturuyormuş. İtiraf etmeliyim ki kafam iyice karışmıştı. Bu yerler ve insanlar bana göre rastgele bağlanmıştı.

- Müzede çalışan kadın, gerçekten çok zekiydi. Hayatını koruyabilmek için müzede saklanıyordu. Orada saklanıyordu çünkü aynı zamanda eski antika çaydanlıklarına çok değer veriyordu. Bu çok tuhaf ama oldukçada sevimliydi. Sherlock'un ondan etkilendiği düşünüyorum. Bize büyük bir operasyondan ve bu insanları öldürmek için gelen organizasyondan bahsetti. Bankacıyı ve gazeteciyi öldüren insanlar... Ve sonradan onu öldürecek olan insanlar.

- Daha sonra bu adamların Çin antikalarını bu bankacı ve gazeteci aracılığıyla İngiltere'ye soktuklarını ortaya çıkardık. Bu adamlar çok seyahat ediyorlardı ve kimse yanlarında getirdikleri bu antikalardan şüphelenmiyordu. Tek problem sayılardı. Bir kitabın belirli sayfalarındaki belirli kelimeleri gösteriyorlardı. Soo Lin öyle söylemişti. Tek sorun hangi kitap olduğuydu. Herkeste olan bir kitap olmalıydı.

- Bu olaylar sırasında biriyle tanıştım. İsmi Sarah ve harika biri. Onunla bir randevum vardı. Nereye gideceğimizi düşünürken Sherlock bana bir sirkin biletlerini verdi. Sirk mi? Kim ilk randevuda sirke gitmek isterdiki? Ama gittik. Ve bilin bakalım ne oldu? Sherlock kendinide ilk randevuma dahil etmişti. Kendi kendini randevuma davet etmişti! Bunun yürüyeceğini sanmıyordum. Sarah ve benim ilk randevumuzdu ve ben deli dedektifide yanımda getirmiştim. Sirkte yerlerimizi almıştık ki Sherlock bi an yanımdan kayboldu. Ve sahnenin arkasındaydı işte! Orada biriyle kavga ediyordu. Sarah görmeden gizlice sahne arkasına giderek Sherlock'u kurtardım. Her zaman ki gibi. Ve eve döndük. Sherlock Sarah'a karşı her zaman ki gibi kaba ve kendini beğenmiş davranıyordu. Bu ilişki yürümeyecek diye düşünürken Sarah Soo Lin'in çoktan şifreyi çözdüğünü anlamıştı. Sherlock bunu duyar duymaz dışarı çıktı, nereye gittiğini Tanrı bilir. Bizde yemek şiparişi verdik. Kapı çaldı. Açtık ve...

- Kendimizi bağlı bir şekilde sirkteki kadının karşısında bulduk. Benim endişem Sarah'tı. Tabi ki! O bunların hiç birini kabul edemezdi. Beni kesinlikle terk ederdi. Tabi ki en büyük problem bu değildi. Aslında beni istemiyorlardı. Beni Sherlock sanıp kaçırmışlardı. Sarah'ı öldüreceklerdi çünkü beni Sherlock Holmes sanıyorlardı!

- Buraları hızlıca anlatacağım çünkü hala olayın şokundayım. Sherlock bizi buldu ve operasyonu çökertti. Bir saç tokasını aradıklarını anladık. Tüm o olaylar ve ölümler sadece bir saç tokası içinmiş! Dava kapanmıştı. Bir çok olay yaşamıştık. Ben harika bir kadınla tanışmıştım. Hepsi James Bond tarzıydı. 

- Hala bu tarz bir yaşamı desteklemiyordum. Yaşadığımız, seçtiğimiz bu hayat güvenli değildi. Sherlock danışman dedektif olmayı seçmişti, bende onun meslektaşı ve asistanı olmayı. Ama artık o tanınıyordu. İnsanlar onu tanıyordu. Tıpkı taksicinin Moriarty'nin Sherlock'u tanıdığını söylediği gibi. Ve sirkteki kadın. Oda onun hakkında herşeyi biliyordu. Ne kadar süre sonra yenileri gelecekti? Sarah ve Bayan Hudson gibi korumasız insanlara ne olacaktı? Bu insanların hepsi maceramızın bir parçasıydı. Güvende değillerdi. Bizde öyle. Tüm kuvvetler dışarıdaydı ve hepsi Sherlock Holmes için geliyolardı...


5- Büyük Oyun (1 Nisan)

- Gecikme için üzgünüm. Kafamı toparlayıp neler olduğunu yazmam için bir kaç güne ihtiyacım vardı.

- Her şey büyük bir patlamayla başladı. Caddenin karşısındaki evde bir gaz kaçağı olmuştu. Ama tabi ki Sherlock ile yaşamak aslında olanların sadece öyle 'göründüğü' anlamına gelmekteydi. Polis evi araştırdı ve bulduğu şey kablolu patlayıcılardı. Bunun dışında evde tek sağlam kalan bir kasaydı. Ve içinde de bir zarf. Zarfın içinde ise pembe bir telefon. Bloğumu sürekli olarak takip eden okuyucular 'Pembe Dosya' vakasındaki telefonu hatırlıyorlardır. İşte zarftan çıkan telefonda tam olarak o telefona benziyordu.

- 'Bloğumu sürekli takip eden okuyucular' ifadesini kullandım çünkü artık hayatımı yazmaktan zevk alıyorum. Hele ki bu yazdıklarımı Scotland Yard'ın yarısının okuduğunu öğrenince. Bu konuyu daha sonra konuşuruz!

- Daha sonra telefonu açtık ve orada bir mesaj vardı. Biip, biip, biip, biip,biip... Telefon 5 kere bip sesi çıkardı. Sherlock bunun bir çeşit uyarı olduğunu biliyordu. Eski zamanlarda kullanılan bir tür gizli mesajlaşma aracı. Ve birde resim vardı. Boş bir dairenin resmi. Bu bizim alt katta ki daire idi. 221C Baker Caddesi! Hemen daire gittik ve orada bir çift spor ayakkabı bulduk. 

- Bu sırada pembe telefon çaldı. Bir kadın sesi. Ağlıyordu. Bize ilk problemi çözmemiz için 20 saatimiz olduğunu yoksa patlayacağını söyledi. Bunlar tabi ki kendi sözleri değildi. Bombacımız bizimle konuşmak için kadının sesini aracı olarak kullanıyordu. Sherlock'un ayakkabıların sırrını çözmesi için Barts'a gittik. Bana göre ortada ne bir ipucu, ne bir soru ne de bir cevap vardı. Biz bu işlerle uğraşırken Molly aramıza katıldı ve bize yeni erkek arkadaşı Jim'i tanıttı. Görünürde, IT bölümünde çalışıyordu. Ve tekrar 'görünürde' kelimesi. Size Sherlock'la yaşarken bu kelimeyi sıkça duyacağınızı söylemiştim. Bunun dışında Sherlock onu çoktan yukarıdan aşağıya süzmüş ve 'eşcinsel' olduğunu anlamıştı. Ve bunu yüksek sesle söylemekten hiç çekinmedi tabi ki. Bu Molly'nin duymak isteyeceği bir şey değildi ama Sherlock çoktan düşüncesizce bunu kızcağıza söylemişti bile. Molly sinirle bulunduğumuz yerden ayrılırken Sherlock sadece ayakkabılarla ilgileniyordu. Bir süre uğraştıktan sonra bir isim hatırladı. Carl Powers. Bu çocuk Sherlock çocukken yüzme havuzunda boğularak ölen bir çocuktu. Sherlock daha çocuk olmasına rağmen bu ölümde bir ilginçlik olduğunu ve kayıp ayakkabıların bir esrarı olduğunu düşünmüştü. Ve ayakkabılar burdaydı. Bunca yıldır katildeydi ve katil bombacımızın ta kendisiydi. Çocuğun egzaması vardı ve zehir ilacına katılmıştı. Sherlock bunları nasıl buluyordu! Ayakkabıda zehirin izlerine rastladığımızda tam olarak emin olmuştuk. Artık geriye sadece bombacımıza olayı çözdüğümüzü haber vermemiz gerekiyordu. Sherlock kendi sitesinden bir mesaj yazdı. 

- Ağlayan kadın tekrar arıyordu. Bize nerede olduğunu söyledi. Polis kadını kurtardı, bir sorunu yoktu. Bunlar kafamda bazı sorular oluşturuyordu. Kim neden bu kadar uğraşa girsin ki? Sherlock'un buna cevabı 'Bu Dünya'da sıkılan sadece ben olamam' oldu. Açıkça katil, bunu isteyerek ve severek yapıyordu.

- Biip, biip, biip, biip. Başka bir mesaj. Başka bir resim. Bu sefer ki bir spor araba resmiydi. Telefon çaldı. Bir erkek idi bu sefer. En az kadının ki kadar korkmuş görünüyordu. Bize 8 saatimiz olduğunu söyledi. Lestrade arabanın bulunduğu yeri ve sahibini buldu. Janus Cars adında bir şirkete aitti. Kişilerin isimlerini veremeyeceğim. Bu sefer ki Sherlock için basit bir bulmacaydı. Ölen adamın eşiyle ve Janus Cars şirketinin sahibiyle konuşması yetmişti. Sitesine bir mesaj daha yazarak katilimize haber verdi. Rehine Londra'nın en işlek caddesinde bulundu. Aman Tanrım! Eğer Sherlock bunu çözemeseydi o adamla birlikte çevredeki bir çok insan zarar görecekti! Diğer bir şey ise adam bundan zevk alıyordu! Sherlock'ta öyle. O ve gizemli katil bir oyun oynuyorlardı. Ben, rehineler, diğerleri hepimiz birer piyondu. Aklıma önceden bir kaç kere duyduğum bir isim geliyordu... Moriarty. O olabilir miydi? Bunu Sherlock'a söylediğimde bana heyecanlı gözlerle baktı...

- Biip,biip, biip. Bir mesaj daha. Sherlock bu sefer resimdeki kadını tanımıyordu. Ben ise çok iyi tanıyordum. Çünkü Bayan Hudson'la çok fazla televizyon izlemek zorunda kalıyordum. Resimdeki kadın Connie Prince idi. Tv'de bir program yapıyordu ve tetanozdan ölmüştü. Tetanoz mu? Bu tabi ki hiç inandırıcı değildi. Ve tabi ki 'görünürde' öyleydi. Sherlock ve ben bu kadının abisiyle ve evdeki uşakla konuşmamız sonucunda benim deli ev arkadaşım yine her şeyi çözmüştü. Evdeki uşak kadının botoksuna karıştırdığı ilaçla onu öldürmüştü. Bunu katilimize bildirdik. Ve rehine bizi aradı. Bu sefer ki yaşlı bir kadındı ve katilin deyişiyle bir kusuru vardı. Kördü. Ve bir hata yaptı. Bize katil hakkında bilgiler vermeye başlamıştı ki... Katil onu havaya uçurdu! İnsanların yaşadığı bir apartmanda oturuyordu ve 20 kişi öldü! 

- Bu iyice kafamı allak bullak etmeye başladı. Sherlock ve onun oyunu... İntikam Tanrısı? Doğru kelime bu olabilir miydi? 20 kişiyi düşünmeden havaya uçurmuştu. Ve Sherlock'ada sinirliydim. Hiç umrunda değildi. Değer vermek insanları kurtarmazmış! Bu kadar kolay olamazdı. Belki de Donovan haklıydı, o gerçekten bir ucube olabilirdi.

- Biip, biip. Yeni mesaj, yeni resim. Bu sefer ki en ilginciydi. Bir göl kenarında bir ceset. Rehine olacak kişi çoktan ölmüştü. Peki bilmece bunun neresindeydi? Sherlock oyuna iyice kendini kaptırmıştı. Evsiz ağından tanıdıkları ve kendi gözlemleriyle bu bilmeceyide çözmüştü. Hızlı geçiyorum çünkü kurul ve kuruluşlar tarafından bazı hukuk kurallarını ezmeden ancak bu kadarını yazabiliyorum. Eve döndüğümüzde bombacımıza haber verdik. Bunca şey beni çok yormuştu. Sarah ile randevum vardı ve dışarı çıkmalıydım. Sherlock ve onun oyununu evde yanlız bırakıp dışarı çıktım. Önümde bir taksi durdu. Ne de şanslıydım! Tabi yine 'görünürde'. Taksici bana bir silah doğrulttu ve 'taksiye binecek misin? yoksa tehdit mi edeyim?' diyerek silahını salladı. Mecbur taksiye bindim ve bilmediğim bir yola koyulduk.

- Bu kısmın şokunu hala atlatamadım. Beni kaçıranın yüzünü görememiştim. Beni bayıltmıştı. Daha sonra ise kapalı bir yüzme havuzu salonunda üzerimde büyük bir ağırlıkla uyandım. O ağırlık ne miydi? Bir bomba tabi ki! Bombacının bu sefer ki rehinesi bendim. Ve beni kim kurtaracaktı. Hiç ir fikrim yoktu. Kulağımda bir ses duydum. Oradan çıkmam gerektiğini söylüyordu. Bir kaç adım attım ve... Sherlock'la yüz yüze geldik. Fazlasıyla şaşırmış görünüyordu. Bende öyle. Burada onu görmeyi ummuyordum. Ağzımdan hiç bir kelime çıkmadı. Çünkü konuştuğum anda bizi vuracaklardı. Biliyordum. Kulağımda ki ses bir şeyle söylememi istedi. Sözcükler ağzımdan dökülüyordu. Çünkü korkuyordum. Bombacının söylediği kelimeli Sherlock'a aktardım. Ve üzerimde ki bombaları ona gösterdm. Yüzünde hem bir rahatlama hem de yeni bir sorunumuz var bakışı vardı. Bombacımıza seslendi. Ortaya çıkmasını istedi. Ve bombacı arka kapıdan salona girdi. JIM! Molly'nin erkek arkadaşı Jım! Jım Moriarty! Moriarty oydu. Hastanede ki karşılaşma tamamen kurguydu. O gay numaraları. Her şey! Sherlock'u öldürmek istiyordu tabi ki. Ama neden? Asıl soru buydu. Ayrıntıları veremeyeceğim çocuklar. Ama nasıl olduğunu bilmeden kurtulduk. Gerçekten bilmiyoruz! Her şey bitti derken, şimdi öleceğiz derken Moriarty'ye gelen bir telefon bizi kurtardı. Tek bir telefon evet. Nasıl ve kim bilmiyoruz. Ama arayan kişinin söyledikleri Jim'i etkilemiş olacak ki bizi orada bıraktı ve gitti. Tabi ki tekrar karşılaşacağımızı ve bize zarar vereceğini söylemeyi unutmadı. Karşılaşacağız evet. Nerde ve ne zaman bilmiyoruz. Ama çok yakında olacağı kesin.

- Ve işte böyle. Sherlock ve ben bir başka gün daha yaşamaya hak kazandık. Takipte kalın!


Bu paylaşımdaki yardımlarından dolayı  Sherlock Türkiye sayfasına çok teşekkür ederiz.

 Sitemizle ilgili herhangi bir sorunuz, düşünceniz veya öneriniz varsa buraya tıklayarak bize ulaşabilirsiniz.

Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayınız.

Twitter: @cikarimyapalim

Facebook: cikarimyapalim


6 yorum:

  1. yakın zamanda http://www.thescienceofdeduction.co.uk/ adresin de çevirisini yaparmısınız? Sherlock holmesün sitesi The Science of Deduction.

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  3. john watson bloğunun daha fazla çevirisini yapar mısınız?

    YanıtlaSil
  4. "Daha Güneş'in Dünya etrafında döndüğünü bilmiyor!"
    Sanıyorum çeviride bazı hatalar olmuş. Fakat emeğinize karşın teşekkürler. Detaylar her zaman önemlidir, değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Detaylar önemlidir, bazen hayat bile kurtarabilir. Yazı düzeltildi. Yardımınız için teşekkür ederiz.

      Sil
  5. sherlock un the science of deduction sayfasınının çevirisini de yaparmısınız

    YanıtlaSil